dövme sanatı

Dövme Sanatı Sanat Camialarında Kabul Görüyor mu?

Dövme bir zamanlar olduğu gibi artık isyan, anarşi ve alt kültürün bir sembolü değil. Yaklaşık her beş Amerikalıdan biri dövmeli ve bu oran Y kuşağıyla beraber giderek artmaya devam ediyor. Nikki Hurtado gibi popüler dövme sanatçıları Instagram üzerinden milyonlarca takipçilere ve onaylı profillere sahipler. Dövme sahibi olmanın getirdiği mesleki dışlanma ve sosyal ön yargı ise giderek azalma yolunda ilerliyor.

Kasım ayında, Eski Amerika Başkanı John F. Kennedy’nin iç çamaşırlarını ve Küba purolarını satan eksantrik müzayede evi Guernsey’s, 50 ila 50.000 $ arasında dünyanın önde gelen dövme sanatçılarından bazılarının 1500 resimlik bir koleksiyonunu sergiledi. Yakın zamanda Richmond'un Virginia Güzel Sanatlar Müzesi'nden çıkan gezgin bir sergide, fotoğrafçı Kip Fulbeck tarafından çekilmiş geleneksel Japon dövme sanatının gerçek boyutlu fotoğrafları yer alıyor. Dövmeler, birçok yönden güzel sanatlar dünyasının nesne satın almaya, satmaya ve sergilemeye dayanan iş modeliyle temelde çelişiyor. Yine de dövmelerin popülaritesi göz önüne alındığında, sanat kurumlarının bir zamanlar yıkıcı olan sanat biçimini kucaklaması ve değerini kavraması neredeyse kaçınılmaz bir hal alıyor.

New York Times'ta köşe yazarı ve sanat eleştirmeni olan Michael Kimmelman, 1995 yılında dövmelerin "yabancı statüleri" nedeniyle sanat dünyasında kabulünün ilginç olduğunu savundu, hatta dövme sanatını "kendi kendine öğrenilen sanat, hapishane sanatı ve deli sanatı" diye sert bir dille eleştirdi. Ancak bu bir darbe olarak görülmemelidir. Virginia Güzel Sanatlar Müzesi küratörü Lee Anne Hurt Chesterfeld:

"Sanat tarihine bakarsanız, kabul edildiği gibi olmayan bir sanat formu her dönemde muhakkak ortaya çıkıyor"

diyor. Bir örnek, Japon dövmesinde önemli bir etki olan tahta baskıdır. Chesterfeld,

"Uzun bir süre müzeye layık görülmedi ve şimdi girdiğiniz her müzede tahta baskı ile ilgili bir şeyler olacak"

diyor.

Ancak dövmelerin “müzeye layık” olup olmadığı sorusunun ötesinde daha pratik hususlar var. Dövmeler, özellikle müze modeline ve sanatın ticarileştirilmesine direnmeye çalışan performans sanatına benzer şekilde cam bir kasaya veya bir çerçeveye konulabilen nesneler değildir. Bazen, sahibi öldükten sonra bir dövmeyi korumak için deri aşılama uygulaması kullanılır, ancak parça bu süreçte önemli bir şeyi kaybeder. Efsanevi Japon dövme ustası Horiyoshi III gibi birçok sanatçı, çizimlerin sadece ciltte varolabileceğine inanıyor. Horiyoshi bu konu hakkında 2007'de Japan Times'a:

“Bu yüzden tasarımlarımı asla 'sözde' sanat olarak göstermiyorum”

diyor. Sonuç olarak dövmenin fotoğraf ve çizim hali tasarımların ve insanın içgüdüsel doğasını yakalayamıyor. Dövme ancak taşıyanın betimlediği hikaye ve geçmişi ile varlığını kanıtlayabiliyor.

Büyük ölçekli dövmeleriyle ünlü Japon Amerikalı sanatçı Takahiro Kitamura,

"Halkın çoğunun bizi sanatçı olarak gördüğünü düşünüyorum, ancak güzel sanatlar dünyasının bizimle ne yapacağını bildiğini sanmıyorum"

diyor. Guernsey'in sergisinde birkaç eseri var ve başlığı: "Bize sahip olamazlar."

Kitamura, daha geleneksel bir sanatçı (örneğin bir ressam veya heykeltıraş) ile dövmeci arasında ilginç bir ayrım olduğunu düşünüyor. Geçen yüzyılda dövme, 'flash' ya da önceden tasarlanmış resimlerden bir hayli uzaklaştı. Günümüzde üst düzey dövme sanatçıları, tek bir özel parça üzerinde çalışarak 30 veya 40 saat (genellikle saatte yüzlerce dolar) kazanabilir ve genellikle müşterileriyle yakın ilişkiler geliştirebilirler. Ancak dövme bittiğinde, sanatı kalıcı olarak kapıdan çıkar ve bu, sanat dünyasının bir eseri sahibinden ziyade yazarıyla ilişkilendirme eğilimiyle çelişir.
Bu tür müşteri odaklı sanatsal düzenleme, zengin bir sponsorun hem görevlendirilen çalışma hem de onlarla ilişkilendirilmenin kültürel birikimi karşılığında bir sanatçının geçim ücretini ödediği Rönesans dönemi himaye sistemini anımsatıyor. Michelangelo ve Leonardo döneminde, dahi kültü doğdu ve sanatçılar teknik zanaatkarlar olarak görülmekten ziyade virtüözlere dönüştüler. Günümüz dövme sanatçılarının geldiği durum da pek tabi Rönesans dönemini hatırlatıyor. Saigh ile birlikte, Los Angeles’tan Mark Mahoney ve Dr. Woo gibi sanatçılar, bir randevu için birkaç aydan birkaç yıla kadar bekleyen potansiyel müşterilerle ünlü statüsüne ulaştı.

Bu münhasırlık ve ana akımın dövme sanatçılarına duyduğu saygı ışığında, güzel sanatlar dünyasının dövme sanatını kucaklaması mantıklı geliyor. Virginia Güzel Sanatlar Müzesi sergisinin küratörlüğünü yapan Kitamura, dövmelerin nihayet elit sanat akımları tarafından kabul görülmesinin hoş olduğunu ifade ediyor.

"VMFA bizi Picassos ve Rembrandts ile aynı müzeye koyuyorsa, bence bu [dövmenin] sanat formu olduğunu kanıtlayan sağlam bir argüman"

diyor.
Dövme gibi samimi ve kişisel bir sanat biçimini müzelere, galerilere ve müzayedelere getirmek meşruiyet ve özel bir tür erişilebilirlik kazandırıyor. Uzun bir süre dövmeler sadece sanatçı ve onu yaptıran kişiye yakın olanlar tarafından deneyimleniyordu. Ancak yavaş ve bağımsız bir şekilde, sanat dünyası dövmelerin estetik nesneler olarak sahip oldukları özel değeri anlamaya başlıyor...

Let's Tattoo Instagram hesabımızı ziyaret etmek için tıklayın.

 

Galerimizi görüntülemek için tıklayın.